Rotterdam’da Erasmus 1
2004 Ağustos ayında başlayan ve Aralık ayında sonlanan yaklaşık 5 ayı bulan bir hikaye/anı oldu benim içim Erasmus. Önceleri biraz profesyonel (staj yapalım, yazları boş geçirmeyelim tadında olan) kaygıları da içeren bir motivasyonla bölümdeki bir afiş beni düşüncelere sevketmişti. Yoğun bir araştırma dönemi, en yakın arkadaşımın da aynı okulu seçmesiyle daha da iştahla okul seçimi vs. derken kendimi Taksim’de Hollanda başkonsolosluğunda buldum. Zor değil ama hoş olmayan bir vize alma süreci derken, Ağustos ayı sonlarında kendimi Rotterdam’da buldum.
Buradan hemen söylemekte fayda var, gidilen yer ve konuşulan dil farklıysa ilk hafta “Niye geldim ki buraya?” sorularının sorulduğu 5-7 gün süren bir dönemle karşı karşıya kalıyorsunuz. İşte biz bu döneme pre-Erasmus dönemi adını veriyoruz. Fırtına öncesi sessizlik klişesini andıran bu dönem hele bir de diğer öğrencilerden erken varılmışsa daha da yüksek bir dozda hissedilebiliyor. Belki de bu sendromun en güzel yanı dolmuşa atlayıp Türkiye’ye dönme imkanınızın olmaması ve eninde sonunda Erasmus öğrencilerinin geçici ikametgahlarına geliyor olmaları. İşin bir diğer enteresan ve insanı tereddüte düşüren noktası ise para birminin değişmesi ve Erasmus hibesi denilen dış yardımın size ulaşmasının malesef zaman alması. Dolayısıyla “Alışveriş beni rahatlatıyor.” cümlesini söyleyen insanlardansanız, rahatlamak için para harcamaktan başka bir seçenek bulmanız gerekiyor. “Alkol bu dertlere bire bir.” diyorsanız hemen Hollanda’da Tetra Pak kutularında satılan ve ortalama fiyatı 1€ olan şaraplar olduğunu hatırlatayım.
Pre-Erasmus sendromu belirtileri ve teşhisi üzerinde yoğunlaşan bu yazımı “Erasmus Nedir?” sorusunun bizzat Erasmus arkadaşlarım tarafından yanıtlandığı bu videoyla bitirmek istiyorum.


