desiderus
03-25-2009, 12:23
POLONYA’DAN ALMANYA’YA
Polonya’da erasmus öğrenicisi olmanın keyfini yaşadığımız dönemde okulun Cristhmas tatiline girmesi sebebiyle 2 arkadaş Almanya’ya akrabalarımızı ziyaret etmeyi kararlaştırmıştık.Ve öle denk gelmişti ki bu tatil bizim de Kurban Bayramını kapsıyordu.Daha önceden Ramazan bayramını Polonya’da yani gurbet ellerde geçirmiş olmanın vermiş olduğu buruk tecrübe bu tatili bizim için daha anlamlı kılıyordu sonuçta bayramı her ne kadar gurbette de olsak akrabalarımızla geçirecektik.Bu heyecanla hemen Almanya’da bulunan akrabalarımızdan Schengen vizesi alabilmek için birer davet mektubu istedik.O dönemde Polonya henüz Schengen ülkesi değildi ve bizde de sadece Polonya vizesi vardı.Almanya’ya girebilmek için bu vize şarttı ve bunun için bir davet mektubu gerekiyordu.Mektuplarımız gelir gelmez 2 arkadaş diğer belgelerle birlikte Almanya Konsolosluğuna başvurduk.Vizemiz bir günde çıkmıştı.Belgeleri sabah teslim edip öğleden sonra almıştık vizemizi.Aynı gün içerisinde uçak biletlerimizi de satın alarak bir gün sonra yapacağımız yolculuk için hazırlıklarımızı yaptık.Bu arada Alman Erasmus öğrencisi arkadaşlarımızda vardı yanımızda.Sonuçta onlarda Cristhmas tatili için memleketlerine gidiyorlardı.Uçağımız sabah saat 7 de kalkacaktı, o gece sözleşip sabah yurdun önünde buluşup hep beraber yola koyulduk.Hava alanına varınca h.ç vakit kaybetmeden direkt check-ine girdik.Yanımda arkadaşım Çiğdem vardı.Çiğdem hiç lafını esirgemeyen sağa sola sataşmayı seven uçarı bir arkadaşımdı.Hemen 2 sıra önümüzde duran bir çocuğa takmıştı kafayı.Çocuğun küpesinden tutunda saç ve sakalına kadar demediğini bırakmamıştı.Benim uyarılarıma rağmen takmıştı kafayı hatta çocuğu İsmail YK’ya bile benzetmişti.Bende çocuk nasıl olsa dediklerini anlamıyor diye fazla üstelememiştim.Sıramız gelip check-inden geçtikten sonra uçağı kısa bir süre bekletip yolculuğumuza başlamıştık.Yolda alman arkadaşlarımızla Almanya üzerine bolca bir sohbet ettikten sonra Almanya’ya varmıştık.Alman arkadaşlar direkt kimliklerini gösterip girmişlerdi bizde kontrolde sıramızı bekliyorduk tabi arkadaşımın dalga geçtiği çocukta hemen arkamıza denk gelmişti ama arkadaşım çocukta takılacak bir şey bırakmamıştı.Pasaportumu görevliye verdikten sonra adam yüzünü ekşitti bende anlamamıştım ne olduğunu bir problem mi vardı acaba diye geçirdim içimden.Adam yarı İngilizcesiyle -hatta hiç olmayan desek daha iyi olurdu- Almanya’ya neden geldiğimi sordu bende akrabalarımı ziyaret için tatil yapmaya geldim dedim fakat ne anlatsam adam bir türlü anlamıyor ve tatmin olmuyordu ne kadar param olduğundan tutunda akrabalarımın ne iş yaptığına kadar anlattım ama anlamadı bayağı zaman geçmişti ben adama nasıl anlatsam derdimi derken arkadan bir ses yükseldi: Kardeş yardıma ihtiyacınız var mı diye bir anda ne diyeceğimi bilemedim adeta şok oldum bu bizim Çiğdem’in sabahtan beri dış görünüşüyle dalga geçtiği çocuktu meğerse çocuk Türkmüş Çiğdemle bir an göz göze geldik ne diyeceğimizi şaşırmıştık ikimizde. Çocuğa demediğini bırakmamıştı Çiğdem ama Çocuk sesini dahi çıkarmamıştı ve bize yardım etmek istiyordu tabi bizde hemen kabul ettik çocuğa derdimizi anlattıktan sonra oda Almanca görevliyle konuşup bir şekilde ikna etti.Hala neden böyle bir muamele görmüştük onu bile anlamış değildim fakat sonunda geçmiştik geçmesine ama utancımızdan çocuğun yüzüne bile bakamıyorduk. Çocuğa o kadar söz söylemişti arkadaşım bende ciddi şekilde uyarmamıştım ve bazen de gülmüştüm dediklerine ama tüm bunlara rağmen çocuk hiçbir şey dememiş hatta bize yardım etmişti.Bu bize büyük ders olmuştu. Arkadaşımda yaptığından çok pişman olmuş ne diyeceğini bilememişti. Ben de çocuğun Türk olabileceğini hiç düşünmemiştim. Açıkça söylemek gerekirse çocuk hiç de Türk’e benzemiyordu, tabi bu bir şeyi değiştirmezdi kim olursa olsun insanları dış görünüşleriyle eleştirmek hoş bir davranış değildi.Bundan sonra daha dikkatli davranmıştık. Artık Almanya topraklarındaydık ve burada 3 milyon Türk vardı konuştuklarımızı anlayacak belki de daha fazla…..
Polonya’da erasmus öğrenicisi olmanın keyfini yaşadığımız dönemde okulun Cristhmas tatiline girmesi sebebiyle 2 arkadaş Almanya’ya akrabalarımızı ziyaret etmeyi kararlaştırmıştık.Ve öle denk gelmişti ki bu tatil bizim de Kurban Bayramını kapsıyordu.Daha önceden Ramazan bayramını Polonya’da yani gurbet ellerde geçirmiş olmanın vermiş olduğu buruk tecrübe bu tatili bizim için daha anlamlı kılıyordu sonuçta bayramı her ne kadar gurbette de olsak akrabalarımızla geçirecektik.Bu heyecanla hemen Almanya’da bulunan akrabalarımızdan Schengen vizesi alabilmek için birer davet mektubu istedik.O dönemde Polonya henüz Schengen ülkesi değildi ve bizde de sadece Polonya vizesi vardı.Almanya’ya girebilmek için bu vize şarttı ve bunun için bir davet mektubu gerekiyordu.Mektuplarımız gelir gelmez 2 arkadaş diğer belgelerle birlikte Almanya Konsolosluğuna başvurduk.Vizemiz bir günde çıkmıştı.Belgeleri sabah teslim edip öğleden sonra almıştık vizemizi.Aynı gün içerisinde uçak biletlerimizi de satın alarak bir gün sonra yapacağımız yolculuk için hazırlıklarımızı yaptık.Bu arada Alman Erasmus öğrencisi arkadaşlarımızda vardı yanımızda.Sonuçta onlarda Cristhmas tatili için memleketlerine gidiyorlardı.Uçağımız sabah saat 7 de kalkacaktı, o gece sözleşip sabah yurdun önünde buluşup hep beraber yola koyulduk.Hava alanına varınca h.ç vakit kaybetmeden direkt check-ine girdik.Yanımda arkadaşım Çiğdem vardı.Çiğdem hiç lafını esirgemeyen sağa sola sataşmayı seven uçarı bir arkadaşımdı.Hemen 2 sıra önümüzde duran bir çocuğa takmıştı kafayı.Çocuğun küpesinden tutunda saç ve sakalına kadar demediğini bırakmamıştı.Benim uyarılarıma rağmen takmıştı kafayı hatta çocuğu İsmail YK’ya bile benzetmişti.Bende çocuk nasıl olsa dediklerini anlamıyor diye fazla üstelememiştim.Sıramız gelip check-inden geçtikten sonra uçağı kısa bir süre bekletip yolculuğumuza başlamıştık.Yolda alman arkadaşlarımızla Almanya üzerine bolca bir sohbet ettikten sonra Almanya’ya varmıştık.Alman arkadaşlar direkt kimliklerini gösterip girmişlerdi bizde kontrolde sıramızı bekliyorduk tabi arkadaşımın dalga geçtiği çocukta hemen arkamıza denk gelmişti ama arkadaşım çocukta takılacak bir şey bırakmamıştı.Pasaportumu görevliye verdikten sonra adam yüzünü ekşitti bende anlamamıştım ne olduğunu bir problem mi vardı acaba diye geçirdim içimden.Adam yarı İngilizcesiyle -hatta hiç olmayan desek daha iyi olurdu- Almanya’ya neden geldiğimi sordu bende akrabalarımı ziyaret için tatil yapmaya geldim dedim fakat ne anlatsam adam bir türlü anlamıyor ve tatmin olmuyordu ne kadar param olduğundan tutunda akrabalarımın ne iş yaptığına kadar anlattım ama anlamadı bayağı zaman geçmişti ben adama nasıl anlatsam derdimi derken arkadan bir ses yükseldi: Kardeş yardıma ihtiyacınız var mı diye bir anda ne diyeceğimi bilemedim adeta şok oldum bu bizim Çiğdem’in sabahtan beri dış görünüşüyle dalga geçtiği çocuktu meğerse çocuk Türkmüş Çiğdemle bir an göz göze geldik ne diyeceğimizi şaşırmıştık ikimizde. Çocuğa demediğini bırakmamıştı Çiğdem ama Çocuk sesini dahi çıkarmamıştı ve bize yardım etmek istiyordu tabi bizde hemen kabul ettik çocuğa derdimizi anlattıktan sonra oda Almanca görevliyle konuşup bir şekilde ikna etti.Hala neden böyle bir muamele görmüştük onu bile anlamış değildim fakat sonunda geçmiştik geçmesine ama utancımızdan çocuğun yüzüne bile bakamıyorduk. Çocuğa o kadar söz söylemişti arkadaşım bende ciddi şekilde uyarmamıştım ve bazen de gülmüştüm dediklerine ama tüm bunlara rağmen çocuk hiçbir şey dememiş hatta bize yardım etmişti.Bu bize büyük ders olmuştu. Arkadaşımda yaptığından çok pişman olmuş ne diyeceğini bilememişti. Ben de çocuğun Türk olabileceğini hiç düşünmemiştim. Açıkça söylemek gerekirse çocuk hiç de Türk’e benzemiyordu, tabi bu bir şeyi değiştirmezdi kim olursa olsun insanları dış görünüşleriyle eleştirmek hoş bir davranış değildi.Bundan sonra daha dikkatli davranmıştık. Artık Almanya topraklarındaydık ve burada 3 milyon Türk vardı konuştuklarımızı anlayacak belki de daha fazla…..